MENU
  • ARDA GÜLER
  • KEREM AKTÜRKOĞLU
  • BURSASPOR
  • TÜRK TELEKOM BASKETBOL
  • ANKARA
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • E-GAZETE
  • RÖPORTAJLAR
  • GAZETE MANŞETLERİ
  • SPORANKİ
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
  • E-Gazete
  • Anketler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Firma Rehberi
  • Seri İlanlar
SPORANKİ
SPORANKİ
SPORANKİ
  • ANKARAGÜCÜ
  • GENÇLERBİRLİĞİ
  • KEÇİÖRENGÜCÜ
  • MİLLİ TAKIM
  • ANKARA FUTBOLU
  • ANKARA SPORU
  • DİĞER SPOR
Kapat

Voleybolun dördüncü ve belki de en güçlü hikâyesini bugün izleyeceğiz

Ana SayfaYazarlarBurç Tuna
26 Temmuz, 2026, Pazar 11:21
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Voleybolun dördüncü ve belki de en güçlü hikâyesini bugün izleyeceğiz

 

Bazı takımlar yalnızca kupa kazanmaz. Bir ülkenin kendine bakışını değiştirir. Çocuklara yeni hayaller kurdurur. Yıllar sonra anlatılacak bir hikâyenin ilk cümlesini yazar.

Kadın voleybolu tarihinde bunu başaran ülkeler var: Japonya, Çin, Brezilya ve şimdi, hikâyesi henüz uluslararası mecralarda bir belgesele dönüşmemiş dördüncü ülke: Türkiye.

Bugün sahaya çıkacak iki takım yalnızca bir kupayı kazanmak için karşılaşmayacak. Filenin iki yanında, kadın voleyboluna kendi dönemlerinde yön veren dört büyük hikâye buluşacak.

Doğunun Cadıları

Japonya kadın voleybolunun dünyaya açılışı, yalnızca sportif bir başarının hikâyesi değildi. Aynı zamanda savaşın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir ülkenin disiplin, emek ve dayanışmayla kurduğu yeni geleceğin simgesiydi.

Osaka’daki bir tekstil fabrikasında çalışan kadınlardan kurulan Nichibo Kaizuka takımı, antrenör Hirofumi Daimatsu yönetiminde insan sınırlarını zorlayan bir çalışma düzeninden geçti. Oyuncular gündüz fabrikada çalışıyor, akşamları saatler süren antrenmanlar yapıyordu.

Savunmadaki hızları, sahadaki dirençleri ve yere değmek üzere olan topları kurtarmak için geliştirdikleri teknikler, dünyanın alışık olmadığı bir voleybol ortaya çıkardı. Sovyet basını onlara unutulmayacak bir isim verdi: “Doğunun Cadıları.”

Japonya, 1962 Dünya Şampiyonası’nı kazandı. Kadın voleybolunun ilk kez olimpiyat programına alındığı 1964 Tokyo Olimpiyatları’nda ise kendi halkının önünde altın madalyaya ulaştı.

Ancak onların asıl mirası yalnızca kazandıkları kupalar değildi. Kadın voleybolunun nasıl oynanabileceğini değiştirmişlerdi.

Yıllar sonra çekilen The Witches of the Orient, o takımın hikâyesini yalnızca zaferler üzerinden anlatmadı. Başarının arkasındaki ağır çalışma şartlarını, fedakârlıkları ve sporcuların bedenlerinde kalan izleri de gösterdi.

Çünkü bazı zaferlerin görünmeyen bir bedeli vardır.

Demir Çekiç

1980’lerde kadın voleybolunun yeni güç merkezlerinden biri Çin’di. Bu yükselişin simgesi ise Lang Ping’di.

Güçlü smaçları nedeniyle “Demir Çekiç” adı verilen Lang Ping, Çin’i dünya voleybolunun zirvesine taşıyan kuşağın en önemli oyuncularından biri oldu. Çin; 1981 Dünya Kupası’nı, 1982 Dünya Şampiyonası’nı ve 1984 Los Angeles Olimpiyatları’nı kazanırken Lang Ping takımın merkezindeydi.

Bu başarılar Çin için birer spor zaferinden daha fazlasını ifade ediyordu. Kadın voleybol takımı; birlikte çalışmanın, ortak bir hedefe inanmanın ve yeniden dünyaya açılmanın simgelerinden biri hâline gelmişti.

Lang Ping’in hikâyesi oyunculuk kariyeriyle de sona ermedi. Yıllar sonra başantrenör olarak ülkesine döndü ve Çin’i 2016 Rio Olimpiyatları’nda şampiyonluğa taşıdı. Bir zamanlar sahada ülkesinin kaderini değiştiren oyuncu, yıllar sonra kenardan yeni bir kuşağın kaderine dokundu.

The Iron Hammer, yalnızca büyük bir sporcunun yaşamını değil, Çin kadın voleybolunun kuşaktan kuşağa aktarılan hafızasını da görünür hâle getirdi.

Küçük Balıkların Açtığı Büyük Yol

Brezilya kadın voleybolu için 1980’li yıllar, gelecekte kurulacak büyük takımın temellerinin atıldığı dönemdi.

Isabel Salgado, Vera Mossa, Jacqueline Silva ve Fernanda Venturini gibi isimlerin öncülüğündeki kuşak, uluslararası voleybolda Brezilya’nın kendi oyun kimliğini oluşturmasını sağladı. Onlara “Peixinhas”, yani “küçük balıklar” deniliyordu.

Ancak o küçük balıklar, yıllar içinde dünyanın en büyük voleybol ülkelerinden birine dönüşecek Brezilya’nın yolunu açtı. Sonraki kuşakların kazandığı olimpiyat şampiyonluklarının, uluslararası turnuvalardaki başarıların ve Brezilya voleybolunun yıllara yayılan sürekliliğinin ardında, o öncü oyuncuların mücadelesi vardı.

A Era do Peixinho, onların yalnızca sahadaki başarılarını değil; kadın sporcuların görünürlük kazanmak, profesyonelleşmek ve kendilerinden sonra gelecek kuşaklara daha güçlü bir yol bırakmak için verdikleri mücadeleyi de anlattı.

Bugün sahaya çıkacak Brezilya, işte bu büyük geleneğin bugünkü temsilcisi. Ancak karşısında artık kendi geleneğini oluşturan başka bir ülke var.

Dördüncü Hikâye

Türkiye’nin hikâyesi diğerlerinden daha genç olabilir. Ama bu hikâye bir anda ortaya çıkmadı.

Yıllar boyunca voleybol salonlarında çalışan oyuncularla, altyapılarda yetenek arayan antrenörlerle, okul takımları kuran beden eğitimi öğretmenleriyle, geleceğe yatırım yapan kulüplerle ve bu spora inanan yöneticilerle büyüdü.

Bugün sahada gördüğümüz başarı, yalnızca altı oyuncunun değil; Türkiye’nin dört bir yanında aynı hayale emek veren görünmez kahramanların ortak eseridir.

Bir okul salonunda ilk kez topa dokunan çocuğun, onu voleybolla tanıştıran öğretmenin, yıllarca altyapıda çalışan antrenörün ve genç oyunculara güvenen kulüplerin emeği, günün birinde millî takım formasında birleşti. Böylece yalnızca güçlü takımlar değil, bir voleybol ekolü doğdu.

2003 Avrupa Şampiyonası’nda kazanılan gümüş madalya, Türkiye’nin artık yalnızca mücadele eden değil, finale yürüyen bir ülke olduğunu gösterdi. “Filenin Sultanları” adı da o gün milyonların hafızasına yerleşti.

Ancak bu hikâye bir kuşakla sınırlı kalmadı.

Özlem Özçelik’ten Neslihan Demir’e, Neslihan Demir’den Eda Erdem’e; Natalia Hanikoğlu’ndan Melissa Vargas’a uzanan bu yol, yalnızca yıldızların değil, aynı formayı taşıyan bütün oyuncuların ortak hikâyesiydi.

Bu yolun kahramanları yalnızca manşetlere çıkan isimler değildi. Sahaya ilk altıda çıkanlar kadar kenardan oyuna girenler, sayı alanlar kadar savunmada takımını ayakta tutanlar, kaptanlar kadar sessizce sorumluluk alanlar da bu hikâyenin parçasıydı.

Hande Baladın ve İlkin Aydın’ın mücadelesi, Elif Şahin’in oyun aklı, Zehra Güneş ve Sinead Jack-Kısal’ın file üzerindeki etkisi, Gizem Örge’nin savunmadaki direnci; aynı hedefe inanan bir takımın farklı yüzleriydi.

Ve bu forma, onu taşıyan her oyuncuyla biraz daha güçlendi.

Çünkü Türkiye’nin yükselişi birkaç büyük ismin değil, aynı arma için mücadele eden bütün bir takımın eseriydi.

Türkiye, yıllar içinde Avrupa’nın en güçlü liglerinden birini kurdu. Kulüpleri Avrupa ve dünya voleybolunun zirvesine çıktı. Millî takım, büyük organizasyonların yalnızca katılımcısı değil, doğal şampiyonluk adaylarından biri hâline geldi.

Ve 2023 yılında Türkiye, Milletler Ligi’ni ve Avrupa Şampiyonası’nı kazanarak dünya sıralamasının zirvesine yerleşti.

Bu başarı bir yaz mevsiminde doğmadı. Onlarca yıl boyunca kurulan altyapıların, yetiştirilen oyuncuların, yapılan yatırımların ve kuşaktan kuşağa aktarılan emeğin sonucuydu.

Filenin Sultanları artık yalnızca maç kazanan bir takım değil. Onlar, Türkiye’de kadın sporuna bakışı değiştiren; genç kızlara kendi hayatlarının kahramanı olabileceklerini gösteren bir kuşağın adı.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında binlerce çocuk, bir gün millî formayı giyebilmek için voleybola başlıyor. Bir takımın en büyük zaferi de tam olarak budur: Yalnızca kupa kazanmak değil, kendisinden sonra gelecek kuşağa bir hayal bırakmak.

 

 

Perdeye Sığmayan Hikâye

Japonya’nın belgeseli var. Çin’in belgeseli var. Brezilya’nın belgeseli var. Türkiye’nin hikâyesi ise henüz uluslararası mecralarda bir belgesele dönüşmedi; çünkü hâlâ yazılıyor.

Belki yıllar sonra bir yönetmen, okul salonlarında başlayan bu yolculuğu; kulüp altyapılarından 2003’teki Avrupa finaline, oradan dünya sıralamasının zirvesine kadar bütün yönleriyle beyaz perdeye taşıyacak.

O filmde yalnızca kazanılan kupalar olmayacak. İlk antrenmanına çıkan çocuklar, yıllarca altyapıda çalışan antrenörler, genç oyunculara inanan yöneticiler, salonları dolduran aileler ve aynı anda ayağa kalkan milyonlar da olacak.

Çünkü bu hikâye yalnızca sahadaki oyuncuların değil, voleybola inanan bir ülkenin hikâyesidir.

Bugün sahada yalnızca Türkiye ile Brezilya karşılaşmayacak. Bir tarafta yıllara yayılan büyük bir voleybol geleneği, diğer tarafta artık bir voleybol ekolüne dönüşen Türkiye olacak.

Filenin Sultanları sahaya yalnızca bir kupa için çıkmayacak. Onlarla birlikte yılların emeği, kuşaktan kuşağa devredilen forma, kırılan eşikler, büyüyen hayaller ve arkalarında duran milyonların inancı da sahaya çıkacak.

Bazı hikâyeler önce filme çekilmez. Önce insanların kalbine yazılır.

Bazı hikayeler önce filme çekilmez, önce insanların kalbine yazılır. Filenin Sultanları’nın hikâyesi de milyonların kalbinde çoktan gösterime girdi.

Her smaçta aynı gurur, her blokta aynı düşeyiz;Kupalardan öte, biz çocukların hayallerine adanmış bir voleybol ülkesiyiz.

Yorum Yazın

Burç Tuna

    iletişime geç

    Burç Tuna

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    Burç Tuna
    Burç Tuna Voleybolun dördüncü ve belki de en güçlü hikâyesini bugün izleyeceğiz
    Barışcan İĞREK
    Barışcan İĞREK Spor Toto, yerli oyuncu rotasyonunu genişletti
    Onur AYDOĞAN
    Onur AYDOĞAN Güzel günler göreceğiz…
    Özdemir AYKANAT
    Özdemir AYKANAT Son perde
    Fahrettin TÜRKCAN
    Fahrettin TÜRKCAN Ne zaman tünelin sonunda bir ışık görsem, gördüğüm üzerime gelen trenin ışığı oluyor
    Orhan SAL
    Orhan SAL Çok zor bir maçtı, başarıyla geçildi
    Atila Kiper
    Atila Kiper MKE Ankaragücü kadın voleybol takımı hedefe emin adımlarla ilerliyor...
    Ertan GÜLER
    Ertan GÜLER Hadi git dönme geri kapansın alt lig defteri.
    SPORANKİ
    SPORANKİGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Sporanki 2010 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle