ANKARAGÜCÜ HAFIZASINI UĞURLUYOR
1981 Türkiye Kupası, Ankaragücü’nün müzesine gitmeden önce Sabri Mermutlu’nun evinde kaldı. Ardından olması gereken yere, kulübün müzesine gitti.
Sabri Mermutlu’nun yıllar sonra o günleri anlatırken verdiği bu küçücük ayrıntı, onun Ankaragücü ile ilişkisini uzun uzun tarif etmeye yetiyordu. Çünkü o kupa yalnızca kazanılmış bir finalin hatırası değildi. Evine götürebileceği kadar kendinden, ailesinden, hayatından bir parçaydı.
Şimdi o kupanın ilk ev sahibini uğurluyoruz.
Ama Sabri Mermutlu’yu yalnızca 1981’de kazanılan iki kupayla anlatmak, hem ona hem de Ankaragücü tarihine eksik bakmak olur.
Sabri Mermutlu’nun Ankaragücü ile yöneticilik bağı 1960’ların sonunda başladı. Kendi anlatımında 1969’da ikinci başkan olduğunu söylüyordu. Dönemin gazete arşivleri de bu uzun birlikteliğin izlerini taşıyor. 13 Mayıs 1972 tarihli Cumhuriyet gazetesi, Ankaragücü ile Altay arasındaki Türkiye Kupası finalinin kura çekimine kulübü temsilen Asbaşkan Sabri Mermutlu’nun katıldığını yazıyordu. 2 Haziran 1977 tarihli Milliyet gazetesi ise yapılan görev dağılımında başkanlığa Sabri Mermutlu’nun getirildiğini kayda geçiriyordu. Kulüp tarihçelerinde de başkanlık dönemi 1977-1981 olarak yer alıyor.
Bu yüzden Ankaragücü tarihinin iki Türkiye Kupası arasında Sabri Mermutlu’nun izi vardır.
1971-72 sezonunda Ankaragücü tarihindeki ilk Türkiye Kupası’nı kazanırken Sabri Mermutlu yönetimin içindeydi. Finalde Altay ile İzmir’de oynanan ilk karşılaşma 0-0 sona ermiş, Ankara’daki rövanşı Ankaragücü 3-0 kazanarak kupayı başkente getirmişti.
Dokuz yıl sonra aynı kupa yeniden Ankara’ya gelecekti. Bu kez başkanlık koltuğunda Sabri Mermutlu vardı.
Ve 1981’in hikâyesi gerçekten başkaydı. Ankaragücü o sezon Birinci Lig’de değil, İkinci Lig’de mücadele ediyordu.
Türkiye Kupası’ndaki yürüyüşün en unutulmaz bölümü Beşiktaş karşısında başladı. 2 Nisan 1981’de İstanbul’da oynanan çeyrek finalin ilk maçını Beşiktaş 2-0 kazandı. Altı gün sonra Ankara 19 Mayıs Stadı’nda oynanan rövanşta Ankaragücü maçı uzatmalarda 3-0 kazanıp yarı finale yükseldi.
Yarı finalde rakip Fenerbahçe’ydi. 22 Nisan’da İstanbul’da oynanan ilk karşılaşmayı Ankaragücü 1-0 kazandı. Ankara’daki rövanş 1-1 sona erdi ve sarı-lacivertliler finale çıktı.
Finalde Boluspor bekliyordu. 6 Mayıs 1981’de Ankara 19 Mayıs Stadı’nda oynanan ilk finali Ankaragücü, Mehmet Şahin ve Sadık Aksöz’ün golleriyle 2-1 kazandı. 13 Mayıs’ta Bolu’da oynanan rövanşta gol çıkmadı. Ankaragücü Türkiye Kupası şampiyonuydu.
Sabri Mermutlu yıllar sonra Bolu’dan dönüşü anlatırken konvoyu hâlâ unutamamıştı. Kendi ifadesiyle araçların bir ucu Bolu’dayken diğer ucu Ankara’ya uzanıyordu. Ve kazanılan kupa bir süre onun evinde kaldı. Sonra Ankaragücü’nün müzesindeki yerini aldı.
Fakat o sezonun hikâyesi Türkiye Kupası ile bitmedi. 3 Haziran 1981’de Ankara 19 Mayıs Stadı’nda, bugünkü Süper Kupa’nın o dönemdeki adıyla Devlet Başkanlığı Kupası oynandı. Rakip, Birinci Lig şampiyonu Trabzonspor’du.
Ankaragücü’nün teknik direktörlüğünü Yılmaz Gökdel, Trabzonspor’un teknik direktörlüğünü Özkan Sümer yapıyordu. 59. dakikada Tahsin Nazmi Erdenerin’in attığı gol maçı belirledi. Ankaragücü, Trabzonspor’u 1-0 yenerek Devlet Başkanlığı Kupası’nı da kazandı.
İkinci Lig’de mücadele eden bir takım, aynı sezon Türkiye Kupası’nı kazanmış, ardından ülkenin lig şampiyonunu yenerek Devlet Başkanlığı Kupası’nı da müzesine götürmüştü.
Sabri Mermutlu’nun Ankaragücü tarihindeki yerini anlatırken bu yüzden “bir dönem başkanlık yaptı” denilemez. O, kulüp tarihinin en başarılı döneminin başındaki isimdi.
Üstelik başarı yalnız sahada değildi. 5 Haziran 1981 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Sabri Mermutlu, Türkiye Kupası yolculuğunun kulübün ekonomik yükünü de hafiflettiğini anlatıyordu. Ankaragücü’nün 13 milyon liralık borcunun kupa başarısıyla 6 milyon liraya kadar indirildiğini söylüyor; elde edilen başarıda yönetim kurulu, teknik heyet, futbolcular ve taraftarların payını birlikte vurguluyordu.
Onu tanıyan futbolcuların yıllar sonra anlattıkları ise Sabri Mermutlu’nun başkanlığının başka bir tarafını gösteriyor. 1981’in kadrosundaki İhsan Kavak, 2009 yılında Sadık Aksöz ve Mehmet Şahin ile birlikte yaptığı söyleşide Sabri Mermutlu’yu anlatırken çok çarpıcı bir hatıra paylaşıyordu.
İhsan Kavak’ın anlatımına göre Sabri Mermutlu başkanlığı bıraktığında futbolcuların bütün alacaklarını kendi cebinden ödedi. Ardından yöneticileri de toplayıp kulüpten alacağı olan varsa kendisine gelmesini istedi ve kulübü yeni yönetime borçsuz teslim etti. İhsan Kavak o günü yıllar sonra hâlâ unutmadığını söylüyordu.
Belki bugün en fazla burada durmak gerekiyor. Çünkü bir kulübün tarihine yalnızca kazanılan kupalar kalmıyor. O kupalara giden yolda kurulan güven de kalıyor. Futbolcusunun alacağını düşünen bir başkan, verdiği sözün arkasında duran bir yönetici, kulübün yükünü kendi yükü kabul eden bir insan… Yıllar sonra hatırlananlar biraz da bunlar oluyor.
Sabri Mermutlu’nun futbolcularıyla ilişkisini anlatan başka hikâyeler de var. Bunlardan biri Ali Osman Renklibay’a uzanıyor.
1975-76 sezonunun sonunda Ankaragücü Birinci Lig’den düşmüştü. Ali Osman Renklibay’ın yıllar sonra anlattığına göre o gün kulüpte Başkan Orhan Sorguç, Asbaşkan Sabri Mermutlu, Teknik Direktör Sabri Kiraz, yardımcı antrenör Candan Dumanlı ve futbolcular bir araya geldiler.
Fenerbahçe, Ali Osman Renklibay için çok büyük bir transfer teklifi yapmıştı. Fenerbahçe Başkanı Emin Cankurtaran teklifi Sabri Mermutlu’ya ilettiğinde aldığı cevap netti: “Biz Ali Osman Renklibay’ı Türkiye’nin bütçesi kadar para da verseler Fenerbahçe’ye veremeyiz.”
Ali Osman Renklibay da Ankaragücü’nde kaldı. Ertesi sezon sarı-lacivertli takım yeniden Birinci Lig’e yükseldi.
Sabri Mermutlu’nun futbol dünyasında bıraktığı küçük izler bununla da sınırlı değildi. 1980 Avrupa Şampiyonası finalinde Batı Almanya formasıyla iki gol atan Horst Hrubesch, Sabri Mermutlu’yu çok etkilemişti. O yaz Güneşspor’dan Ankaragücü’ne transfer edilen Mehmet Şahin’i gazetecilere “Bizim Hrubesch” diye tanıttı. Mehmet Şahin’in adı Ankara tribünlerinde çok geçmeden değişti. O artık “Hurubeş Mehmet”ti.
Aynı dönemde Sadık Aksöz’e de başka bir dünya yıldızından pay biçmişti. Sadık Aksöz’ü kadroda tutmak için ödenen yüksek bedel konuşulduğunda Sabri Mermutlu, genç futbolcunun kısa mesafedeki top kullanımını Arjantinli Diego Armando Maradona’ya benzetiyordu. Tribünlerin dilinde Sadık Aksöz de artık “Maradona Sadık”tı.
“Maradona Sadık”, “Hurubeş Mehmet”, “Deli İhsan”… Sadık Aksöz, Mehmet Şahin ve İhsan Kavak yıllar sonra bir araya gelip o günleri anlatırken yalnız bir futbol takımını değil, bir dönemin Ankara’sını da anlatıyorlardı.
Fakat Sabri Mermutlu’yu anlatırken benim en çok durduğum hikâyelerden biri kupalarla ilgili değil. Yılmaz Gökdel’le ilgili.
Futbolculuk kariyerini yıllar önce noktalayan Yılmaz Gökdel artık teknik direktördü. Sabri Mermutlu da onu Ankaragücü’nün başına getirmek istiyordu. Yılmaz Gökdel, Ankaragücü ile teknik direktörlük için görüşmek üzere Ankara’ya geldiği gün kaçırılan uçağın yolcularından biriydi.
Onu havaalanında karşılamak için bekleyen kişi Sabri Mermutlu’ydu. Yılmaz Gökdel yıllar sonra o günü anlatırken, uçağın kaçırıldığı haberi üzerine Sabri Mermutlu’nun ağladığını, ardından ailesinin evine giderek çocuklarıyla görüştüğünü aktarıyordu. Sabri Mermutlu kendisini öylesine sorumlu hissetmişti ki, “Keşke talip olmasaydım” demişti.
Yılmaz Gökdel o uçaktan sağ salim çıktı. Ardından Sabri Mermutlu’nun istediği gerçekleşti; Yılmaz Gökdel Ankaragücü’nün teknik direktörü oldu. Ve kısa süre sonra aynı iki isim, Ankaragücü tarihinin en unutulmaz dönemlerinden birinin başındaydı.
1981’de Türkiye Kupası’nı ve Devlet Başkanlığı Kupası’nı kazanan Ankaragücü’nün başkanı Sabri Mermutlu, teknik direktörü Yılmaz Gökdel’di.
Sabri Mermutlu’nun başkanlığını anlatan hikâyelerde aynı şey tekrar tekrar karşımıza çıkıyor: kulübüne yakınlığı, futbolcusuna sahip çıkışı, birlikte çalıştığı insanların derdiyle dertlenmesi ve Ankaragücü’nün sorumluluğunu yalnızca bir makam olarak değil, hayatının parçası olarak taşıması.
Belki Sabri Mermutlu’yu “efsane başkan” yapan yalnızca kazandığı kupalar değildi. O kupaların içinde yaşamasıydı.
1981’de Türkiye Kupası’nın ardından Devlet Başkanlığı Kupası da kazanıldı. Sabri Mermutlu kısa süre sonra genel kurulda görevini bıraktı. Kendi anlatımında çok yıprandığını söylüyordu. Arkasında Türkiye Kupası’nı, Devlet Başkanlığı Kupası’nı ve yeniden Birinci Lig’de mücadele edecek bir Ankaragücü bırakıyordu.
Yıllar geçti. Futbolcular değişti, başkanlar değişti, tribünlerdeki yüzler değişti. Ama kulüplerin hafızasında zaman başka türlü işler.
Çünkü kulüplerin tarihi yalnızca futbolcuların attığı gollerle yazılmaz. O futbolcuları tutanlarla, takımı kuranlarla, kötü gününde yanında duranlarla, tribünün hayalini büyütenlerle ve bir gün o hayalin gerçeğe dönüştüğünü görenlerle de yazılır.
Sabri Mermutlu, Ankaragücü tarihinin içinden gelip geçenlerden değildi. O tarihin bir bölümünü yazanlardandı.
Yarın onu son yolculuğuna uğurlayacağız. O kupayı müzeye gitmeden önce evinde ağırlayan Sabri Mermutlu’nun adı artık yalnız geçmişte değil, kulübün hafızasında yaşayacak.
Çünkü kupalar müzelerde, insanlar bıraktıkları izlerde yaşar.














Yorum Yazın