MENU
  • ARDA GÜLER
  • KEREM AKTÜRKOĞLU
  • BURSASPOR
  • TÜRK TELEKOM BASKETBOL
  • ANKARA
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • E-GAZETE
  • RÖPORTAJLAR
  • GAZETE MANŞETLERİ
  • SPORANKİ
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
  • E-Gazete
  • Anketler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Firma Rehberi
  • Seri İlanlar
SPORANKİ
SPORANKİ
SPORANKİ
  • ANKARAGÜCÜ
  • GENÇLERBİRLİĞİ
  • KEÇİÖRENGÜCÜ
  • MİLLİ TAKIM
  • ANKARA FUTBOLU
  • ANKARA SPORU
  • DİĞER SPOR
Kapat

Yanlış anahtarla doğru kapı açılmaz

Ana SayfaYazarlarBurç Tuna
14 Haziran, 2026, Pazar 22:37
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
Yanlış anahtarla doğru kapı açılmaz

Türkiye, Avustralya karşısında sadece bir maç kaybetmedi; maçtan önce görünen tehlikelerin sahada birer birer gerçekleştiği bir 90 dakika oynadı. 2-0’lık skor, oyunun bütün hikâyesini anlatmaya yetmez. Asıl mesele, bu mağlubiyetin nasıl geldiğiydi.

Maçtan önce yazmıştım. Avustralya sanıldığı gibi düz, yalnızca fizik gücüyle ayakta kalan, topu şişirip mücadele eden sıradan bir takım değildi. Bu takım, Asya grubunda bu turnuvada olası sürprizi yapabilecek ekiplerden biri olarak gördüğüm Japonya’yı yenmişti. Üstelik Japonya; temposu, disiplini ve Avrupa takımlarına karşı aldığı sonuçlarla ölçüyü üst seviyeye taşıyan bir takımdı. Böyle bir Japonya’yı mağlup eden Avustralya’nın hafife alınmaması gerekiyordu.

Ama Türkiye’nin sahaya çıkış planı, rakibin bu karakterine uygun görünmedi. Avustralya’nın fiziksel üstünlüğü belliydi. Ortalama boyu 1.90’a yaklaşan, ikili mücadelede güçlü, ikinci toplarda agresif ve geçiş oyununda etkili bir takıma karşı başlangıç tercihleri tartışmalıydı. Böyle bir rakibe karşı kısa oyuncu profiliyle, özellikle de Kerem ile maça başlamak, fiziksel eşleşmede baştan risk taşıyordu. Kerem’in yeteneği ayrı mesele; fakat bu maç başka bir profil, başka bir temas gücü, başka bir oyun aklı istiyordu.

Sorun yalnızca Kerem tercihi de değildi. Asıl sorun, A planı işlemeyince B planının, B planı yetmeyince C planının görünmemesiydi. Maçı izleyenlerde son dakikaya kadar aynı his oluştu: Avustralya’nın güçlü yönleri bilinmesine rağmen, buna karşı sahada uygulanabilir bir cevap hazırlanmamıştı.

2-0 gerideyken Mert Müldür ve Salih Özcan’ın oyuna alınmaları da bu plansızlık hissini büyüttü. Oyunun ihtiyacı daha fazla yaratıcılık, daha fazla ceza sahası tehdidi ve daha fazla risk iken Türkiye aynı kilidi aynı anahtarla açmaya çalıştı.

Maç sonrası yabancı basında çıkan yorumlar da bu tabloyu destekledi. GOAL.com, Avustralya’nın galibiyetini “clinical counter-attacking football” yani klinik kontraatak futbolu olarak tanımladı. Bu ifade maçın özeti gibiydi. Türkiye topa sahipti; ama Avustralya alanı kapattı, Türkiye’yi düşük kaliteli denemelere itti ve geçiş hücumlarıyla sonuca gitti.

Nestory Irankunda’nın maç sonu sözü de bunu anlatıyordu:

“Topu daha fazla tuttular ama golleri kim attı? Biz attık.”

Futbol bazen bu kadar acımasızdır. Topa sahip olmak oyunu kontrol etmek değildir. Türkiye topu daha fazla kullanmış, rakip ceza sahası çevresinde daha fazla görünmüş, daha çok şut denemiş olabilir. Ama bütün bunlar tek başına dominasyon anlamına gelmez. Dominasyon, rakibi kendi istediğin oyuna mecbur bırakmaktır. Türkiye bunu yapamadı.

Avustralya, Türkiye’ye topu verdi ama alanı vermedi. Pas yapmasına izin verdi ama net pozisyona girmesini engelledi. Şut atmasına izin verdi ama büyük bölümünü zor, acele ve düşük kaliteli vuruşlara çevirdi. Eğer rakip seni istediği bölgelere yönlendiriyor, en yaratıcı oyuncunu gölge markajla daraltıyor, Kenan hamlene cevap veriyor ve iki geçiş hücumuyla maçı bitiriyorsa, orada gerçek bir dominasyon değil, dominasyonun gölgesi vardır.

Hakan Çalhanoğlu’nun maçtan sonraki “Biz domine ettik, Avustralya sadece geride durdu ve iyi savundu” sözleri de bu yüzden tartışmalıydı. Avustralya’nın geride durması plansızlık değil, planın kendisiydi. Rakip Türkiye’ye topu verdi ama kontrolü bırakmadı.

Montella’nın açıklaması ise daha gerçekçiydi; ama aynı zamanda maçı yeterince çalışmadıklarının da itirafı gibiydi. “Rakibin bazı karakteristik özelliklerini biliyorduk” ve “kendi oyunlarında çok iyiydiler” sözleri, Avustralya’nın ne yapacağını bildikleri halde buna uygun bir karşı plan üretemediklerini gösteriyordu. Çünkü bu seviyede rakibi bilmek yetmez; bildiğine göre oynamak gerekir.

Türkiye’nin hücum tablosu da bunu anlatıyor. Arda Güler’in sekiz şutu var ama gerçek anlamda kaleyi sarsan, “gol geliyor” dedirten şutu yok denecek kadar az. Bu yalnızca Arda’nın şut tercihiyle açıklanamaz. Avustralya, Arda’ya özel hazırlanmıştı.

Fox Sports’un oyuncu puanları yazısında Paul Okon-Engstler için, gecenin büyük bölümünde Türkiye ve Real Madrid yıldızı Arda Güler’i gölge gibi takip ettiği vurgulandı. Bu ayrıntı çok önemli. Türkiye’nin en yaratıcı oyuncusuna rakip özel önlem almıştı. Arda daraltıldı, zor şutlara itildi, merkezin konforu elinden alındı. Türkiye ise Arda’yı rahatlatacak ikinci bir merkez ya da alternatif hücum yolu üretemedi.

Kenan Yıldız’ın devre arasında oyuna girmesi Türkiye’ye hareket getirdi. Yabancı basın da Kenan’ın sol kanada geldikten sonra Türkiye’ye yeni bir yaratıcılık seviyesi kattığını yazdı. Ama Avustralya buna da cevap verdi. Fox Sports, Jacob Italiano’nun ikinci yarıda Kenan Yıldız’ı tuttuğunu ve bir pozisyon dışında görevini yaptığını belirtti. Daha sonra Jason Geria’nın da Kenan’ı sessiz tutma göreviyle oyuna girdiği yazıldı.

Yani Türkiye’nin hamlesi bile rakip tarafından okundu. Kenan oyuna girdi, Avustralya cevabı verdi. Arda merkeze yöneldi, Avustralya gölge markajı uyguladı. Türkiye baskıyı artırdı, Avustralya blok halinde kaldı.

Avustralya’nın üçlü savunması da maçın belirleyici unsurlarındandı. Harry Souttar hava toplarında üstünlük kurdu. Cameron Burgess neredeyse hiç ikili mücadele kaybetmedi. Alessandro Circati’nin ilk yarıda 1-1’i önleyen kritik müdahalesi de maçın kırılma anlarından biriydi. Bu tablo, maç öncesi söylediğimiz fiziksel üstünlük uyarısının sahada karşılık bulduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin gol olabilecek aksiyonlarına baktığımızda tablo çok dar. Abdülkerim Bardakcı’nın şutu, Zeki’nin sıfıra inip çıkardığı pozisyon, Arda’nın frikiği ve son bölümde kalecinin çıkardığı birkaç top. Bunun dışında çok şut var ama gerçek tehlike az.

Fox Sports’un Patrick Beach’e 10 puan vermesi de bu açıdan anlamlı. Beach, Abdülkerim’in şutunda, Arda’nın frikiğinde ve son bölümdeki bazı pozisyonlarda önemli kurtarışlar yaptı. Ancak bu bile Türkiye’nin hücum problemini perdelememeli. Çünkü kaleciyi öne çıkaran pozisyonlar vardı ama bunların sayısı ve niteliği Türkiye’nin topa sahip olma oranıyla kıyaslandığında yetersiz kaldı.

Avustralya ise savunduğu anın sonrasında ne yapacağını biliyordu. Irankunda savunma arkasına koştu, Paul Okon-Engstler doğru pası attı, Connor Metcalfe ikinci golde ceza sahası dışından net kalite gösterdi. Mo Toure savunma arkasına koşularıyla Türkiye stoperlerini rahatsız etti.

İlk gol genç oyuncuların birleşimiyle geldi. Irankunda, Avustralya’nın Dünya Kupası tarihindeki en genç golcüsü olarak tarihe geçti. İkinci gol ise Türkiye beraberlik ararken, Avustralya’nın sabırla beklediği geçiş anında geldi. Connor Metcalfe’nin ceza sahası dışından attığı gol, maçın yalnızca skorunu değil, oyun aklını da mühürledi.

Avustralya basınında bu galibiyet “stunning upset” yani büyük sürpriz olarak anlatıldı. Ama oyunun içine bakınca bu sürprizin arkasında net bir mantık vardı. Rakip kendi rolünü kabul etti. Fizik avantajını kullandı. Bloklarını korudu. Arda’ya önlem aldı. Kenan hamlesine cevap verdi. Kalecisi gerektiğinde sahneye çıktı. Geçişlerde ise acımasız davrandı.

Türkiye ise yetenekli oyuncularına rağmen oyunu çözemedi. Ceza sahası çevresinde kısa paslar, uzaktan şutlar, bireysel denemeler ve geç gelen hamlelerle maçı çevirmeye çalıştı. Ama Avustralya’nın istediği de buydu: Türkiye’yi merkezin en tehlikeli alanlarından uzak tutmak, düşük kaliteli şutlara zorlamak ve top kaybı sonrası hızlı çıkmak.

Maçtan önceki uyarıların neredeyse tamamı sahada çıktı. Avustralya fiziksel olarak üstündü. Türkiye buna uygun bir başlangıç planı koyamadı. Arda özel olarak kilitlendi. Kenan hamlesine cevap verildi. Türkiye çok şut attı ama az tehdit üretti. Avustralya ise az geldi, doğru geldi ve bitirdi.

Avustralya maçı artık geçti. Paraguay ve ABD maçları Türkiye’nin önünde duruyor. İkisini kazanırsak tablo tamamen değişir. Bu takımın gruptan çıkacak kalitesi var; buna şüphe yok. Fakat Dünya Kupası kaliteyi tek başına ödüllendiren bir turnuva değil. Hazırlığı, detayı, sabrı ve maç içi aklı da en az yetenek kadar önemsiyor.

Tarih yazmak için bundan sonraki maçları doğru okumak gerek. Çünkü Dünya Kupası’nda mesele yalnızca iyi oyunculara sahip olmak değil; rakibi okumak, doğru planı seçmek ve oyunun istediği anahtarı zamanında bulmaktır.

Avustralya kapının kilidini okudu. Hangi anahtarı kullanacağını biliyordu. Türkiye ise yetenekli ayaklarına, topa sahip olmasına ve baskı görüntüsüne güvenerek aynı anahtarı defalarca çevirdi.

Ama yanlış anahtarla doğru kapı açılmaz.

Yorum Yazın

Burç Tuna

    iletişime geç

    Burç Tuna

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    Burç Tuna
    Burç Tuna Yanlış anahtarla doğru kapı açılmaz
    Onur AYDOĞAN
    Onur AYDOĞAN Güzel günler göreceğiz…
    Barışcan İĞREK
    Barışcan İĞREK Trabzonspor kaliteli ayaklarıyla kazandı.
    Özdemir AYKANAT
    Özdemir AYKANAT Son perde
    Fahrettin TÜRKCAN
    Fahrettin TÜRKCAN Ne zaman tünelin sonunda bir ışık görsem, gördüğüm üzerime gelen trenin ışığı oluyor
    Orhan SAL
    Orhan SAL Çok zor bir maçtı, başarıyla geçildi
    Atila Kiper
    Atila Kiper MKE Ankaragücü kadın voleybol takımı hedefe emin adımlarla ilerliyor...
    Ertan GÜLER
    Ertan GÜLER Hadi git dönme geri kapansın alt lig defteri.
    SPORANKİ
    SPORANKİGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Sporanki 2010 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle