Ernest Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz hikâyesinde, Santiago günlerce balık tutamaz. Herkes onun artık şansını kaybettiğini düşünür. Ama o vazgeçmez. Çünkü bilir ki mesele sadece yakalayacağı balık değil, denizin ortasında kendine karşı verdiği mücadeledir.
Ankaragücü’nün destanı da biraz böyledir.
Kendimi bildim bileli böyle; inişli çıkışlı, yorucu ama asla vazgeçilmeyen…
Bu sevda bazen bir dolmuş camına yaslanan yorgun bir başta, bazen metronun kalabalığında kaybolmuş bir bakışta, bazen de gecenin en karanlık anında bile sönmeyen o inatçı ışıkta yaşar.
Şimdi yine bir eşikteyiz.
Önümüzde sadece üç maç var.
Bugün saat 15.00’te Eryaman’da oynanacak İnegöl karşılaşması, belki de bu yolculuğun kaderini belirleyecek en kritik 90 dakika olacak.
Çünkü mesele sadece bir maç değil.
Mesele, hiç ait olmadığımız bu ligden çıkmak.
İlk beş demek play-off demek.
Play-off demek ise, o çok özlenen günlere bir adım daha yaklaşmak demek.
Teknik direktör Recep Karatepe’nin çağrısı bu yüzden bu kadar anlamlı:
“Eryaman’da 20 bin kişi görmek istiyorum.”
Bu cümle, bir teknik adamın beklentisinden çok daha fazlası.
Bu, sahadaki mücadeleyi tribünle tamamlamak isteyen bir inancın ifadesi.
Çünkü bazı maçlar vardır; taktikle değil, yürekle kazanılır.
Ve o yürek, tribünde atar.
Bu taraftar çok şey gördü.
Hak etmediği ligleri, yarım kalan sevinçleri, içe atılan hayal kırıklıklarını…
Ama bu sadece yaşananların hikâyesi değil.
Bu, hiç susmayan bir sesin, kuşaktan kuşağa taşınan bir sevdanın hikâyesi.
Ama bu yolculukta sadece yaşayanlar yok.
Yarım kalan hayatlar, yarım kalan cümleler de var.
İsmail Amca’dan Hurdacı Mahmut’a,
Serkan Sorkunlu’dan Eren ile Mert’e,
Tufan Reis’ten İhtiyar Osman’a,
Gökmen Barış’tan Korsan Vedat’a, Etçi Osman’a…
Bu, Ankaragücü’nden kopamayanların hikâyesi.
“Ölmekten değil, seni yalnız bırakmaktan korkuyorum” diyenlerin sesi...
Henüz gelmemiş bir mutluluğa,
henüz yaşanmamış bir sevince,
henüz yazılmamış bir hikâyeye inanmak…
İnanç, tam olarak budur.
Ve bizi ayakta tutan da bu.
Şimdi o hikâyeyi yazma zamanı.
Bugün Eryaman’da sadece yerimizi almayacağız.
Ses olacağız.
İnanç olacağız.
Birlik olacağız.
Ve o 20 bin sesin içinde,
artık fiziken aramızda olmayanların yankısı da olacak.
Ve belki de en çok,
yarım kalan o hikâyeyi tamamlamaya inanan 20 bin Ankaragüçlü olacağız.
Sesimiz kısılana, nefesimiz yetene kadar değil;
içimizdeki o ilk günkü inanç tükenene kadar…
Birlikte, omuz omuza,
aynı duygunun içinde eriyerek
tek bir cümleye dönüşeceğiz:
Gururluyuz, güçlüyüz, Ankaragüçlüyüz...














Yorum Yazın