Bugün ara yıl tatiline giriyor çocuklar.
Bütün çocuklara; sağlıklı, huzurlu ve bol kahkahalı bir dinlenme süreci diliyorum.
Sabah erkenden kalktım bugün. Ev henüz uykudayken, kimseyi uyandırmadan çıktım. Sessizliğin içinden geçerek fırına uğradım; ev sakinlerine poğaça alıp aynı sessizlikle geri döndüm. Anahtarı kapının kilidine yerleştirirken bile dikkatliyim… Tıkırtı olmasın, uyanan olmasın diye.
Kapıyı açtım.
Ve karşımdaki manzara bütün planımı, bütün sessizliğimi boşa çıkardı.
9 yaşındaki oğlum ve 3,5 yaşındaki kızım çoktan uyanmışlar. Kıyafetlerini giymişler, ayakkabıları hazır. Gözlerinde sabırsız bir bekleyiş. Ve ikisinin üzerinde de… Ankaragücü forması.
Okulun son günü. Kıyafet serbest.
Ama bu sabah, karne heyecanını aşan başka bir mutluluk vardı yüzlerinde.
Bana yaptıkları bu sürprizden dolayı gururlular. Biraz heyecan, biraz “bizi gördün mü” bakışı… O an düşündüm; bugün oğlumun okulunda, kızımın kreşinde mutlaka hatıra fotoğrafları çekilecek. Büyük ihtimalle ikisi de sınıfında tek Ankaragücü formalı çocuk olarak girecek o karelere.
Sarı-lacivert bir inat, anlam yüklü bir duruş.
Ama biliyorum ki yalnız değiller.
Ankara’nın başka bir semtinde, başka bir okulda, başka bir sınıfta…
Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın Ankaragücü diyecek çocuklar olacak.
İnadına giyecek o şanlı formayı.
Çünkü bu bir kıyafet meselesi değil.
Bu bir aidiyet.
Babadan oğula, anneden kıza geçen bir duruş.
Bugün o fotoğraflara bakanlar belki fark etmeyecek. Ama yıllar sonra biri o kareye dönüp bakacak ve diyecek ki:
“Bak… O gün de giymişim.”
Bugün bir kez daha anladım ki, sabahın o sessizliğini bozan çocuklarımın heyecanı aslında Ankaragücü’ne duyulan ve hiç bitmeyen bir sevdanın sesi.
O sevda bugün Ankara’nın pek çok okulunun bahçesinde yankılanıyor;
inadına giyilen bir forma ile,
inadına söylenen bir beste ile,
karne heyecanını aşan bir mutluluk ile…














Yorum Yazın