Tarihte, Türk Sporuna bir anda bomba gibi düşen ve o an için sporun güzelliğine sekte vuran bir çok talihsiz (kara) günler-olaylar vardır. Milli takım oyuncularının, Milli takım kampında galibiyet karşılığı jeep pazarlığı, büyük kulüplerimizde oynayan bir oyuncunun, rakip takımın oyuncusunun sırtını ısırması ve Şike iddiaları gibi. Ancak Türk sporunda geçen günlerde yaşadığımız üzüntü verici olaylar, Türk Sporunun getirildiği noktayı çok acı bir şekilde özetlemektedir.
Türk sporu 12.01.2012 tarihinde sabah saatlerinde haber sitelerine düşen şok bir haber ile sarsıldı. Alp disiplini Milli Takım oyuncusu Aslı Nemrutlu, Erzurum Konaklı kayak merkezinde gerçekleştirilecek Alp Disiplini Federasyon Puanlı 1. Etap yarışı için geldiği Konaklı kayak pistinde yaptığı antrenman sırasında pistte bulunan tahta kar bariyerlerine çarpması sonucu boynunu kırarak yaşamını yitirdi.
Olay sonrası gazetelere düşen ilk haber, Aslı Nemutlu’nın antrenman sırasında pistte düşerek yaşamını yitirdiği şeklinde oldu. İnsanlar da bu ölümü normal bir ölüm olarak düşündü. Olayın bu şekilde olmadığı ve normal bir ölüm olarak düşünülemeyeceği, ilerleyen saatlerde ortaya çıktı. Aslı Nemutlu, pistte antrenman yaparken, pist kenarında karın piste yığılmasını önleme amaçlı konulan tahta bariyerlere çarparak yaşamını yitirmişti.
Türkiye Kayak Federasyonu Başkanı Özer Ayık, milli kayakçı Aslı Nemutlu'nun ölümüne ilişkin, "Bu olay tamamen bir kaza, Aslı kızımızı bulan ve onun da hiç suçunun olmadığı bir kaza" dedi ve bu sporla ilgili dünyada her yıl meydana gelen kazalarla ilgili istatistiki bilgiler vermeye çalıştı. Yani bir nevi savunma pozisyonuna geçti. Kaza olarak isimlendirdiği bu elim olayda Aslı kızımızın hiçbir suçunun olmadığını açıkladı!
Öyle istatistiki bilgiler verdi ki, ağzım açık kaldı. Bu Alp disiplini sporu öyle tehlikeliymiş ki aman Allah’ım…
Yapma başkan… Nasreddin hocanın dediği gibi ”Bu olayda hırsızın hiç mi suçu yok?
Peki bu ölüm şekli, normal bir ölüm şeklimiydi? Elbette değil… Neden mi? Dünyanın neresinde olursa olsun, kayak pisti ile tahta kar bariyerleri arasına, kayakçıların çarpmasını önleyecek bir file konulmaktadır.
Verdiğin istatistiki bilgiler doğruysa, bu spor bu kadar tehlikeliyse, tedbir almak sizin göreviniz değil mi? İnsan hayatı bu kadar ucuz mu? Bu sporu yapanlar genç insanlar. Analar-Babalar size çoluk çocuklarını emanet ediyorlar. Onları tehlike anında koruyacak bir file alamıyor musunuz. Bir file, kaç liraya mal olur ki? Federasyonunuz bu kadar aciz mi?
Ben, kabinede sonuna kadar güvendiğim bakanlardan biri olan Suat Kılıç’ın, bu olay hakkında başlatılan soruşturmanın bir sekteye uğratılmaması hususunda azami titizliği göstereceğine ve sorumluların bulunup cezalandırması hususunda özellikle takipçi olacağına inanıyorum.
Türk sporuna kara bir leke olarak geçecek olan ikinci olay da, Ankaragücü’nün maçlara yedek forması olmadan çıkmasıdır. Sivasspor ile deplasmanda oynadıkları maçın ikinci yarısına malzeme sıkıntısı yüzünden ıslak forma ile çıkan Ankaragücü'nün düşürüldüğü bu durum bana göre “şike” soruşturmasından dahi daha önemlidir. Bir takımı bu kadar borç altına sokan insanların, daha sonra kulüpten alacaklarına karşılık kulüp gelirlerine temlik-haciz koydurması, federasyonun dahi kulüp kasasına girmesi gereken paraları bu sorumsuzların hesabına aktarması, kulüp çalışanlarının maaşlarını alamamalarının ötesinde, bir kulübün varlığının temel unsuru sporcuların bu kadar acınacak duruma düşürülmeleri hangi hukuk anlayışı ile bağdaştırılır.
Kulüpleri kötü yönetmenin hiç mi sorumluluğu, hukuki yaptırımı yoktur? Bu nasıl hukuktur? Bu nasıl anlayıştır? Bu nasıl vicdandır? Kötü yöneticinin cezasını koca kulübe nasıl ödetirler?
Ancak “Her şerde bir hayır vardır”. Bu ıslak forma vicdanları sızlatacaktır ve Ankaragücü’nün kurtuluşunun “kara günler”in bitmesinin başlangıcı olacaktır.