Ana Sayfa | Ankaragücü Haberleri | Gençlerbirliği Haberleri | Haber Arşivi | Künye | İletişim

ANKARAGÜCÜ TARAFTARININ YENİDEN YAPILANMASI GEREKLİ !

Yazı Detayı 11 Haziran 2018

1978 yılıydı, 40 yıl önce Cebeci İnönü Stadı’nda tanıştım Ankaragücü ile. Rakibi o gün kimdi hatırlamıyorum. Ama maçı izledik ve çıktık. Mahallemizdeki toprak direksiz, taştan kaleli sahamızın adı 19 Mayıs’tı, ama Cebeci Stadı’nı daha önce hiç bilmiyordum.

Ankaragücü maçı kazandı, taraftar coşmuştu. O coşku seliyle, “burası ne güzel bir yer !” dediğimi hatırlıyorum. Artık Ankaragücü’nün aşısını almıştım. 

1981’deki büyük kupa zaferinin 2-3 maçına tanık oldum. O dönemde maçlara girmek o kadar zordu ki! Müthiş bir kalabalık oluyordu. Sabahın erkeninden sıraya girip saatlerce bekler, stada girdikten sonra da yine maçın başlamasını saatlerce bekleyerek maçı izler ve dönerdik. O dönemde tribünlerdeki büyük arkadaşlık dostluk görülmeye değerdi. Bunun en büyük nedeni bu bekleme saatleriydi. Çünkü o bekleme süresinde tavla oynanır, kağıt oynanır, çaylar içilir, evden getirilen kekler börekler yenirdi. Büyüklerimiz muhabbetin dibine vurur. En keyifli anılar maçlarda anlatılırdı. Güneş varsa gazeteden şapkalar yapılırdı. Maraton tribününde zeminde tahtalar olduğu için betona oturmazdık. O Maratonun ayrıcalığıydı. O dönemin efsaneleri, Amigo Hüsnü, Köfteci Ferit, Turşucu Hurşit ve bunlar gibi onlarca büyük sembol olmuş isim vardı.

Ortaokul lise yıllarına geldiğimde artık babamla değil, arkadaşlarımla maçlara gitmeye başladım. O dönemde Sol Kapalı efsanesi vardı. O tribüne girmek için 15 gün para biriktirirdik. Gerekirse evden stada kadar yürür ama oraya girmek isterdik. Çoğunlukla da giremezdik. Çünkü müthiş bir kemik tayfa vardı. Sol Kapalı o tayfayla dolar taşardı, bize yer kalmazdı. Hatta 1 gece önceden stada gizlice girip tuvalette yatanlar olurdu.

Tabii durumu dönemsel değerlendirmek gerekli. Her dönemin kendine has tribün atmosferi oldu. Ama 80’lerin başındaki o masum, içten, gönülden tribün atmosferini yakalamak sanırım artık mümkün değil. Küçük bir örnek vereyim. Parası olmadığı için maça giremeyenler için hemen bir şapka açılır ve 5 dakikada para toplanır aşağıya atılırdı.

90’LARDA BÜYÜK DÜŞÜŞ

90’larda Ankaragücü tribünlerinde büyük bir düşüş yaşandı. Takımın hedefsizliği, sahipsizliği ve birde o malum sezondaki iç sahadaki 0-4, 0-5, 0-6 ve 0-8’lik (FB, KSK, BJK ve GS)yenilgiler tribünlere yansıdı. Küsen ve oldukça boşalan bir tribün vardı. O malum sezonun ilk yarısında 8-0 kazanılan bir Konyaspor maçı vardı. Stat en son o zaman dolmuştu. İkinci yarıda gelen müthiş kötü sonuçlar yaklaşık 10 yıl tribünleri boşalttı. Her daim Ankaragücü tribünlerinin bayraktarlığını yapmış olan Gecekondu ve Sol Kapalı hariç tribünleri kaptırdık. Hatta Gecekondu ve Sol Kapalıyı bile yeteri kadara dolduramadık. Bu dönemde Maraton tribününü bile İstanbul’a kaptırdık. Ama kemik kitle her zaman yerini alıyordu. Özellikle Gecekondu’yu kalemiz olarak görürdük. Oraya girdiğimizde Ankara bizimdi. Tabii ben takımın en kötü dönemlerinde bile15 günü iple çekip kendimi 19 Mayıs’a atan biri olarak bugün kendimi şanslı hissedenlerdenim. Aslında 90’lara yönelik hatırlanması gereken tek şey Galatasaray’la İzmir’de oynanan ve kaybettiğimiz kupa finaliydi. 10 bin kişilik nefis koro maalesef Zalad ve Sabotiç sayesine heba olmuştu.

UYANIŞ BAŞLADI !

2000’lerden sonra yeniden uyanış başladı. Yaklaşık 10 yıllık tribün erozyonu nihayet bitti.  Yeni gelen genç kitle gerçekten çok bilinçliydi. Şehrine ve takımına gönülden bağlı bir nesil geldi. 2000’lerde 19 Mayıs Stadı artık tıpkı 80’lerdeki gibi gerçekten evimiz haline dönüştü. Tabii bu tribünlerin boşaldığı dönemdeki çaresizliğimizi anlatmam çok zor. Düşünün 80’lerdeki her iç saha maçını 26 bin biletli, 30-32 bin taraftarla oynuyorsunuz. Ama o kötü dönemde İstanbul takımları ile oynadığımız maçlarda Gecekondu’ya ve Sol Kapalı’ya sıkışmışsınız. Bu da bizi oldukça eziyordu, hırçınlaştırıyordu. Büyük olayları yaşanmasında bunun da etkisi vardı.

2 binli yıların başındaki taraftar yükselişinin Ersun Yanal’lı Ankaragücü’nün gövde gösterisi yapmasının da etkisi oldu. Yanallı 2 sezondaki çıkış taraftarın kıpırdamasına sebep oldu. Daha sonra Yanal gitti, ama taraftar tribünde kaldı. Üstelik bu sefer güçlenerek yürüdü.

Asıl taraftar harekatının ve futbol kamuoyunun bugünlerde “Taraftar gibi taraftar !” demesine yol açan süreç ise Ankaragücü’nün en zor dönemindeki takıma sarılıştı.

Ankaragücü ayak oyunları ile düşüşe geçmeye başlamıştı. 2009’daki Cengiz Topel Yıldırım’ın kısa başkanlığında takım kalan 9 haftada müthiş bir çıkış yaparak mucizevi bir şekilde küme de kaldı. O dönemde başkan  Yıldırım camiayı müthiş birleştirdi. Bu kenetlenme takımı kümede tuttu. Ancak daha sonra gelişen süreçte takım ağır hasar görmeye  başladı ve yıllarca yönetimsiz kaldı. İşte bu dönemde taraftarın gücü ortaya çıktı. Taraftar terk etmedi. Islak formalar, menemenli akşam yemekleri, elektiriksiz, susuz, gazsız, icaralı, hacizli günlerde hep takımın arkasında taraftar vardı. Asla terk etmeyen taraftar amatöre düşürmeye çalışanlara set çekti ve “bu takım bizim sokakta oynasa kaldırımda destekleriz” dediler ve desteklediler de. Artvin’den, Aydın’a; Diyarbakır’dan Kırklareli’ne kadar takımı bir maçta bile yalnız bırakmadılar.

Bugün o terk etmeyen taraftarlar gurur günlerini yaşıyorlar. Onlar bugün Süper Lige yeniden dönen Ankaragücü’nün başarısının ardındaki en büyük, en itici güçler. Hiç bıkmadan usanmadan Ankaragücü sevdasını kovaladılar. Bugün artık bu gurur elbette onların. Doya doya 2 yıl üst üste gelen şampiyonluğunun tadını çıkarma zamanı.

Ama tabii aynı zamanda yeni bir yapılanmanın da zamanı.   Yeni sezona belki yine 19 Mayıs Stadı’nda başlarız. Ama en fazla Ekim’den itibaren bizleri yep yeni bir macera bekliyor. Artık rota Eryaman’da yeni yapılan stat olacak. En az 3 sezon Ankaragücü maçlarını Eryaman Stadı’nda oynayacak. Bu stat 22 bin kişilik. İngiliz statlarının türünde. Yani tribünler nerdeyse kalenin içinde. Müthiş bir ambiansın oluşacağı bir stadyum. Ankaragücü taraftarı son yıllarda müthiş bir bilinçlenme yaşadı. Küfürü kesti, kavgayı sıfır noktasına indirdi. Bakmayın siz PFDK’nın Ankaragücü’ne cezalar kestiğine. Ankaragücü taraftarının bu sezon Denizli deplasmanı haricinde ceza alabileceği 1 tek maçı bile yok. Taraftar artık müthiş bilinçlendi. Küçük bir örnek. Geçen sezon Hatayspor maçının ardından yaşananlara bakın, bir de Adana Demirspor maçının ardından. Uyarılar yapıldı, kimse sahaya girmedi. Yakılan meşaleleri de o büyük coşkuda olağan karşılamak lazım. Takım Süper lige çıkmış. Kanı kaynayan gencecik delikanlılar var tribünde.

GELELİM SON NOKTAYA

Eryaman Stadı hepimiz için yeni bir deneyim olacak. Yeni stat, yeni tribün yapısı filan bir bocalama olacaktır. Ama sonuçta müthiş bir ambians sadece bizi değil, Türk futbol kamuoyunu bekliyor. Şu bir gerçek ki, bugüne kadar Ankara’daki tüm deplasmanları unutsunlar. Şimdi artık deplasman gibi deplasman yaşanacak.

Ancak burada şöyle bir sorun ortaya çıkıyor. Gruplar ve münferitler tribünde nasıl yer alacak. Biliyoruz ki askerlikteki devrecilik, tertipçilik gibi Ankaragücü’nde grupçuluk var.  Bu kimi zaman iyi, kimi zaman kötü sonuçlar verebiliyor. Örneğin son Adana Demirspor maçında bazı gruplara 1’de yetmemiş, ikinci grup pankartlarını asmışlar. Eryaman’da bu sorunu çözmek lazım. Hepimizin bu grupların içinde arkadaşı, büyüğü küçüğü var. Hepsini severiz sayarız. Ama burada herkese anlayış ve sorumluluk düşüyor. Grupların yeni statta bir yere toplanması lazım. İrili ufaklı her tribüne yayılmak zarar veriyor.

Ankaragücü Süper Lige çıktığından bu yana bir çok aile, eş dost benimle temas kurdu ve Eryaman’da ailecek kombine alıp her maça gelmek istediklerini, ancak stadyumda bir aile tribünü oluşturulmasını talep ettiler. Bu konuda stadyumdaki tribün paylaşımında yönetimin de devreye girilmesi ile çözülebilir diye düşünüyorum. Bu tür konularda hiç sorumluluk almayan her şeyi taraftara bırakan Ankaragücü yönetimi artık devreye girmeli. Grupların toplu oturması destek açısından çok daha iyi olacaktır. Gruplar 3 tribüne yerleşir 1 tribünde tamamen ailelere veya münferit olarak gelenlere tahsis edilebilir. (İngiliz tarzı). Bu bölüme aile kombinesi çıkarılabilir. Bunlar zor işler değil. Yeter ki istensin.

Bakın enteresan bir şey anlatmak istiyorum. Her Ankaragüçlü gibi bizde bu dava için mücadele veriyoruz. Yazıyoruz, çiziyoruz. Bunlar gerek Sporanki’de, gerek Anayurt’ta  gerekse sosyal medyada gözlemleniyor. En çok da eşimiz dostumuz takip ediyor. Bu insanlar içinde bir sürü Ankaragüçlü olmayanlar var. Ama onlarda Ankaragücü’nün bu haklı ve onurlu mücadelesine büyük alkış tutuyorlar ve destek olmak istiyorlar. Bu destek stadyumda olacak, kombine almak isteyen onlarca kişi var. Geldiğimiz bu nokta asla küçümsenecek veya geçiştirilecek bir nokta değil.  İşte bu insanları artık kazanmamız lazım. Benim anlattığım tarzda biliyorum ki herkesin çevresine bir çok insan var. Bu insanları kazanmamız lazım. Maça gelen aileleri; gerek stat çevresinde, gerek metroda koruyup kollamamız, rahatsız etmememiz lazım. 80’li yılların başında Ankara’nın nüfusu 2 milyon civarındayken bu insanların neredeyse tamamı Ankaragücü taraftarı veya sempatizanıydı. Ama biz ilerleyen yılarda sonraki jenerasyonları kaybettik. Eğer ki arzulanan bir ortam oluşursa yeni jenerasyonları kazanırız.

Ama bunun için yukarıda da belirttiğim gibi yeni bir hamle yapmamız ve yeni bir yapılanmaya gitmemiz şart. Ankaragücü tribünleri bunu başarırsa tribün anlamında bir devrim yapılmış olur.

NOT: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara Mitingi çok tartışılıyor. Elbette mitingde Ankaragücü üzerine yaşananlar beni de çok rahatsız etti. Ancak büyük resme bakmak lazım. Duyduklarımız ve gördüklerimiz son derece ilginç ve daha önce Türkiye’de benzeri görülmemiş şeyler. Görüntüler Ankaragücü’nün bileğinin hakkıyla 2 tane şampiyonluk kazanmış takım imajını bozar.

Ancak mitingin ardından Ankaragücü için olumlu bir süreç de başlayabilir. Ankaragücü Başkanı Mehmet Yiğiner son 2 sezondaki müthiş performansına ve hamlelerine bir yenisini daha eklemiş ve Erdoğan’dan istediğini koparmış olabilir. Nedir istediği TFF’den gelecek paraların yarısının borçlara, yarısını da kulüplere kalması. Bence Başkan bu mitingde bu konuda istediğini aldı. Ancak Erdoğan değilde Muharrem İnce seçilirse ne olur? İnce’nin yanında da Aylin Nazlıaka var. Yine kazanan Ankaragücü olur. Nazlıaka, Ankaragücü’nün anasıdır, kolları altına alır.

Elbette net olarak şunu ifade edeyim; Ankaragücü’nün siyasetten uzakta durması her zaman ilk tercihimdir. Ancak Türkiye gibi bir ülkede bu mümkün görünmüyor. 

ORHAN SAL

Diğer Yazıları
YAZIYI YAZDIR TAVSİYE ET YORUM YAZ

 

Copyright © 2008 sporanki.com. Tüm hakları saklıdır. ızinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz. sporanki.com basın yayın meslek ilkelerine uymaya söz vermiþtir. sporanki.com'da yeralan haberler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Bu haberlerden doğacak kazanç veya zararlardan kurumumuz sorumlu tutulamaz.

Bu site AGB Biliþim Teknolojileri ve Güvenlik Sistemleri tarafýndan hazýrlanmýþtýr.