Ana Sayfa | Ankaragücü Haberleri | Gençlerbirliği Haberleri | Haber Arşivi | Künye | İletişim

YAPRAK DÖKER BİR YANIMIZ, BİR YANIMIZ BAHAR BAHÇE

anilyazar@sporanki.com
Yazı Detayı 30 Nisan 2018

“Kimse sanmasın ki Ankaragücü biter, tükenir. Daha da kuvvetlenir daha da güçlenerek gelir. Kendini bu duruma düşürenlere el açmadan, medet ummadan gelir”

6 yıl önce Ankaragücü Süper Lig’den düşerken ve sancılı bir sürece girerken, sarı-lacivertlilerin teknik direktörü Hakan Kutlu böyle konuşmuştu kaybedilen Karabükspor maçının ardından. Kutlu’nun camianın dinamiklerini ne denli iyi bildiği, hem o 6 yıllık sancılı süreçte hem de o sancılı sürecin sonunda ulaşılan zaferle bir kez daha ortaya çıktı. Ve gerçekten de öyle oldu. Ankaragücü camiası, yönetimiyle, futbolcusuyla, taraftarıyla bir bütün oldu. Her karşılaşılan zorluğun ardından daha da kenetlendi. Geçen sezon 2.Lig’de şampiyonluk, dirilişin fitilini ateşlerken bu sezonki başarıyla Ankaragücü olması gereken lige geri döndü. Ankaragücü’nü bu hale düşürenler tarihin tozlu yapraklarına gömülürken Ankaragücü yeniden tarih sahnesine çıktı ve şanlı bir direnişle yeniden Süper Lig’deki yerini aldı.

Geçen sezonki 2.Lig şampiyonluğunun ardından yazdığım “Anka Kuşu Misali” yazımda, 1.Lig’in farklı dinamiklere sahip olan çok kırıcı bir lig olduğundan bahsetmiş ve yönetimin kadro yapılanması konusunda titiz davranması gerektiğini belirtmiştim. Mehmet Yiğiner ve yönetimi aynı geçen sezon olduğu gibi bu sezon da ciddi bir çalışma yürüterek iyi bir takım yarattılar. Bu takımı da İsmail Kartal’a emanet ettiler. Sezon başında eleştiriler olsa da İsmail Kartal’ın kadro mühendisliğindeki başarısı sezonun devamında fazlasıyla öne çıktı. Tüm kadrodan maksimum verimi aldı ve gemiyi şampiyonluk limanına başarıyla yanaştırdı.

Ankaragücü taraftarları, son iki sezondur takımı her şartta ve alınan sonuçlar ne olursa olsun destekleyerek geçen sezondan gelen psikolojik üstünlüğü diri tuttular. Ancak bu nokta dışarıdan bakan bir göz olarak dikkatimi çeken nokta, İsmail Kartal’ın sakinliğiydi. Zaman zaman maçlarda saha kenarındaki fazla sakin görüntüsüyle eleştirilse de, her zaman yaptığı itidalli açıklamalarıyla en azından taraftar-takım arasındaki tansiyonu hep belli bir seviyede başarıyla tuttu. Şampiyonluğa, Süper Lig’e giden yolda anahtar faktörlerden biri de buydu. 

Ve evet, İsmail Hoca haklı. Ankaragücü’nün bu azmi, Anka Kuşu misali küllerinden doğuşu akademik alanda incelenmesi gereken bir hikaye. Sadece romantik tarafı değil, FIFA dosyaları, hacizlerle ve daha pek çok sıkıntıyla boğuşan bir kulübün gerçekleştirdiği bu başarı, işin aynı zamanda futbol ekonomistleri tarafından incelenmesi gereken bir başka boyutu.

Burada asıl sorgulanması gereken; Ankaragücü, Eskişehirspor, Gaziantepspor, Samsunspor gibi büyük camiaların bu hale nasıl geldiği, nasıl getirildiği ve bu takımlar var olma mücadelesi verirken proje takımlarının nasıl olup da her geçen gün sayısının arttığının ve bu proje takımlarının hangi finansal destekle zirveye oynayan takımlar haline geldiğidir. Bu da bir başka yazının konusu olsun.

Ankaragücü’nün gerçekleştirdiği bu mucizeyi Türkiye’de gerçekleştirebilecek bir başka kulüp daha var mı tartışılır. Çünkü sadece ekonomik destek ve camianın kenetlenmesiyle bitebilecek bir iş değil. Altı yıl boyunca çekilen bir çile var, kan var, ter var. Bu aynı zamanda ciddi bir sabır testiydi. Ankaragücü camiası bu testi de başarıyla geçti. Ve Ankaragücü şu anda ülkemizde ekonomik problemlerin, borçların, hacizlerin gölgesinde var olma mücadelesi veren ne kadar takım varsa hepsi için bir rol model oldu.

Futbolda düşmek var ama İlhan Cavcav Sezonunda düşmek asla!

Gençlerbirliği’nin sorunlu kadro yapısı, bu sezon geriye düştüğü maçlarda puan almasını zorlaştırıyor. Kırmızı-karalar bu sezon ligde geriye düştüğü 15 maçta da mağlup oldu. Özat’ın ikinci gelişinden sonra yaşanan 10 maçlık “yalancı bahar” sonrası oynanan 8 maçta alınan 4 puan ve her geçen hafta dibe giden takım futboluyla Gençlerbirliği “bağıra bağıra” düşüyor. Ümit Özat’ın her hafta farklı bir 11’le sahaya çıkması, takımı yapboza çevirmesi artık kabak tadı vermeye başlarken son oynanan Sivasspor maçında maçın 20.dakikasında biri zorunlu olmak üzere iki oyuncu değişikliği yapan, 55’te de son hakkını kullanan Özat, 65.dakikada sakatlanan Aydın Karabulut’u geriye düştüğü maçta 10 kişi kalmamak için sakat sakat sahada tutmak zorunda kaldı. Üstelik genç teknik adamın 20.dakikada oyunu çevirmesi için sahaya sürdüğü isimler de 19 yaşındaki Rahmetullah Berişbek ve İlker Karakaş. Bu isimlerin bu maçın ağırlığını kaldırması mümkün değil.

İç sahada Galatasaray, Beşiktaş ve Başakşehir’i yenen, Fenerbahçe’den de Kadıköy’de 1 puan alan Gençlerbirliği, bu 4 maçtan 10 puan çıkardı. Yani toplam puanının üçte biri. Bu veri bizi her zaman savunduğum teze götürüyor; Gençlerbirliği’nin kadro yapısı ve Özat’ın futbol anlayışı kazanmak zorunda olduğu, kora kor maçlarda sınıfta kalıyor. Bu geçen sezon 8.bitiren ve son 10 yılın en iyi derecesini yapan takım için de geçerliydi.

Değinmek istediğim son nokta ise Ümit Özat’ın Sivasspor maçı sonrası basın toplantısında sarf ettiği ve beni hayretler içerisinde bırakan sözleri. Özat, küme düşmeyi futbolun içinde olan bir durum olarak tanımladı. Evet ligden düşmek futbolun içinde olan bir şey. Futbolun heyecan ve hayal kırıklığı kaynaklarından biri. Hadi Gençlerbirliği için de küme düşmenin normal bir olgu olduğunu varsayalım. Peki ya İlhan Cavcav Sezonu’nda küme düşmek? Bu da mı normal? Gençlerbirliği’nin İlhan Cavcav Sezonu’nda bırakın düşme hattında olmasını, ligi ilk 10 içinde bitirememesi bile başarısızlıktır. O nedenle ligin bitimine 3 maç kala Özat’ın küme düşmeyi normalleştirmeye çalışması, bence kalan maçlar için takımından umudu kalmadığı için kendisinin yaptığı bir algı operasyonu(!) gibi duruyor.

 

Telekom eski günlerine göz kırpıyor

Türk Telekom geçen sezon düştüğü BSL’ye bir senelik TBL macerasının ardından sıkı bir geri dönüş yaptı. Ligin normal sezonunu, güçlü kadrosuyla domine eden Mavi Kaplanlar, 2005-2010 arasındaki güçlü dönemine geri dönme sinyalleri veriyor. Bunu sadece saha içinde alınan sonuçlarla değil, geçen sezon yaşanan hayalkırıklığının ardından bu sezon saha dışında da; idari anlamda çok güçlü bir yapı kurulduğunu görerek söylemek mümkün. Türk basketbolunun tamamen İstanbul hegemonyası altına girdiği şu son birkaç yılda, güçlü bir Türk Telekom’un varlığı sadece Ankara basketbolu için değil, ülke basketbolu açısından da çok önemli.

Eurocup’tan TB2L’ye

4 sene önce Eurocup’ta çeyrek final mücadelesi veren ve Ankara’da Euroleague’den elenerek Eurocup’a gelen dev takımları dize getiren TED Kolejliler, geçen sezon düştüğü TBL’den de bu sezon TB2L’ye düştü. Futboldaki har vurup harman savuran ve spor kulüplerini kendi oyuncağı gibi gören yöneticilerin harcadığı bir kulüp oldu TED. Türk basketbolunda önemli bir kilometre taşı olan TED’in, Ankaragücü gibi şahlanışını görmek dileğiyle.

Diğer Yazıları
YAZIYI YAZDIR TAVSİYE ET YORUM YAZ

 

Copyright © 2008 sporanki.com. Tüm hakları saklıdır. ızinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz. sporanki.com basın yayın meslek ilkelerine uymaya söz vermiþtir. sporanki.com'da yeralan haberler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Bu haberlerden doğacak kazanç veya zararlardan kurumumuz sorumlu tutulamaz.

Bu site AGB Biliþim Teknolojileri ve Güvenlik Sistemleri tarafýndan hazýrlanmýþtýr.